Kayıtlar

''Bir Ekmek'' M.Hakan Avşar

Resim
Anahtarı çevirdi. Bir titreşimden sonra hiçbir şey duyulmadı ya da hissedilmedi, endişeliydi. Ehliyet sınavından sonra ilk defa tek başına trafiğe çıkacaktı. Ehliyeti de almak kolay olmamıştı. Üç pedallı bir araba kullanmaya karar verseydi, ehliyet alması mümkün olamayacaktı. Ayrıca neden üçüncü pedal gibi lüzumsuz bir gereçle uğraşacaktı ki? Basit olmalıydı bu iş. Bundan önce senelerce kullandığı bisiklet gibi olmalıydı: basit. Bisiklet de iki pedallıydı hem, iki pedal da aynı amaca hizmet etse de… Arabayı hatırladı. Hâlâ içindeydi: Boşuna benzin tüketiyordu sanırım -belki de gaz-. Tutumlu olmak gerekti. Avukatlık meselelerinden de pek para kazanamıyordu. Yabancı filmlere özenip; Avukatın o sırada mahkemede kurduğu değerli cümlelere ve ses tonuna, hareketlerine ve gözlüklerine ve salona… Hayran kalıp avukatlık lanetini hiç de ummadığı gibi taşımaya karar vermişti. Bu sonradan bir lanete dönüşmüştü. Haklının avukat tuttuğu gibi haksız da avukat tutuyordu, kendi payına nadiren haklı d

“GEÇMİŞİNİ ÖZLEYEN ADAM” M.HAKAN AVŞAR

Resim
Çarpıntıyla uyandı, her şeyi ararcasına odada gezdirdi gözlerini. Bunu yaparken bir şeyleri unutuyor gibi oluyordu. Hafızasını tazelemek için rüyayı en baştan hatırlamaya çalıştı. Ne olmuştu? Hâlâ heyecanla çarpan kalbi hatırlamak istemese de o heyecanını diri tutmak istiyor, kafasını tekrar yastığa koyup sabırsızlıkla bir şeyler gerçekleşmesini istiyordu. İstediği, tekrar uyumak ve tekrar aynen bu rüyayı görmek miydi? Bu bir süreliğine mantıklı gelse de gerçekleşmeyeceğini ön görerek bu isteğinden de vazgeçti. Yüzünü yıkadı, bir kart alıp durağa yürüdü.  Rüyaya karşı umutsuzluğundan mıdır bilinmez, garip bir ağırlık duyuyordu gizli gizli. 'Her şey bu muydu' diye düşündü yersizce. Üzerinde sanki asırlarca yaşayıp olup biten her şeyi kavramış ve artık görecek bir şeyi kalmadığına inanıyormuşçasına bir bıkkınlık, ayrıca bu bıkkınlığın aksine onunla uyum içinde yaşayan derinlerinden hissettiği bir heyecan vardı. 'Uyanır uyanmaz saçmalamaya başladım yine, ne sanıyorum kendimi!&

''İÇERİDEKİ'' M.Hakan AVŞAR

Kapı önünde görünür yüzleri toza bulanmış, üst üste dört davetiye... Demek yan daireyi terk etmiş İsmet Bey. En üsttekinin sünnet düğünü daveti olduğu anlaşılıyor: Elinde beyaz bir asa olan kafasında sapsarı bir taçla beyaz kıyafetler giydirilmiş, şımarık dişleriyle gülümseyen küçük bir çocuk... İsmet Bey'in umurunda olmaz, küflü sobasında yakar hepsini. İçerisindeki hediyeleri almadan, plastik ve naylon kokularını içine çeke çeke (pencerelerini hiç açmaz) yakar hepsini. Kim bilir... Belki bu kokular yüzünden evinde, el örmesi halısına sopsoğuk uzanmış... Kötü bir hâlde veya ona göre her nasılsa işte... En son gelen davetiyeye detaylıca göz gezdirdi: Tarihi epey eskiyi gösteriyordu. Bu davetiyeleri getirenler önceki davetiyelerin içeriye alınmadığını fark etmiş olacaklar ki en üstte olanın bile tarihi yedi ay öncesine çağırıyor. Bu durumda yapacak bir şey yok, küçük Ardacağızın sünnet düğününe gidemeye... Hayır hayır, mesele bu değil, kesinlikle bu değildi... Davetiyeleri ayakk

''ARANIYOR'' Zeynep KÖSEOĞLU

Dersin bitmesine dört dakika kalmıştı . Gözüm kapının aralığından görünen ''aranıyor'' ilanlarındaydı. Jack, Tomy, Kathe… Hepsi fark edilmeyen tiplerdi diyecekken aklıma kardeşim Lilly geldi. Benim tatlı kardeşim, seni fark edenler yanlış insanlardı, ellerimden kayıp gidişine dur diyemedim, ama içimden bi’ ses senin ölmediğini söylüyor. Her neredeysen umarım mutlusundur. Her ne kadar herkes seni öyle kabul etmiş olsa da...        Düşüncelerimi bölen ses matematik öğretmenimiz Kathe'ye aitti.        Sınıftaki kahkahalar dikkatimi dağıtırken zar zor, ''efendim?’’ diyebildim.       - Sorunun cevabını bize söyler misin?       '' Eee, hangi sorunun?'' Dedim isteksizce.       -A nlaşıldı okuldan sonra bir saat matematik etüdüne kaldın! Kafamdaki acı düşünceler bütün itiraz ve direnme safhalarının önüne geçti; sustum ve kafamı pencereye çevirdim.  Bu arada adım 'Lucas', küçük bir eyalette oturuyorum ama bu eyalet için fazla